• Erken kalkan yol alır di mi Cevat Abi?

    Günaaağdın. Gerçi benim için gün ayalı çok oluyor. Sabahın köründe kalktım, ofise geldim. Ben geldiğimde kimse yoktu, hala da kimse yok. Kocaman yerde tek başımayım. Şimdilik bir masam yok, hala orada burada takılıyorum ama sanırım yarından sonra bir yerlere sıkışacağım. Yavaş yavaş insanları tanımaya başladım ama bu isim karıştırma ve insan unutma huyum yok mu :( Olmasaymış keşke :)

    Açtım Pandora’yı, seçtim Ozzy Osbourne’u, koydum kahvemi. Sabahın erken saatlerinde İstiklal’de yürümek güzel geldi. Dün akşam da güzeldi. İstiklal boşken hep güzel zaten. Yaptığım işten keyif aldığım zaman hayattan keyif alıyorum. Bütün sinirimi stressimi attım köşelere.

    Gerçi hala üzerimde minik bir Deli Cevat sendromu var. İnsanlara sinirleniyorum falan arada. Eneeee, Iron Maiden çalıyor, To the hills. Geçmişe döndüm sanki…

    Bu arada ben bu kadarcık yeri yazana kadar aniden insanlar geldi :S

    Arı kovanı gibi. Uzaktan tatlı bir tesebessümle, üzerimde hafif bir utangaçlıkla izliyorum. Kısfmetse yakında alışırım.

     
  • Tatilin son 2 gününde klimadan hasta olmak: Paha biçilemez!

    Offff of.. Bir uyandım bütün beynim klima yüzünden donup kristalleşmiş. Sürünerek yataktan kendimi attım. Biraz sonra uçarak denize gideceğim. Deniz suyu her şeyin ilacıdır ne de olsa!

    Bütün hafta uslu ve cici bir çocuk olarak evdeydim. Kemiklerimi dinlendirdim :) Salı – Perşembe İstanbul’a inip (şair burada adada olduğunun altını çizmiş) ufak tefek işlerimi hallettim. Bir kaç proje var aklımda, onları da ufak tefek yoluna sokuyorum. Bu hafta kendime koyduğum tatil sürem bitiyor. Pazartesiden itibaren yeni bir çalışma hayatına başlıyorum.

    Geçen hafta hiç kayda değer bir şey olmamış… Bir tek Elçin’in doğum günü vardı o kadar. Yıllar sonra ilk kez bir cumartesi gecesini adada geçirdim. Yani ev harici… Disko’ya gittik :p Saat 2:20′de kavga çıktı. Normalde hep 2:00′de çıkardı, şaşırdım o yüzden. Saatim bozuldu zannettim :(

    Geçen hafta gümbürtüye gitti, Eva geldi hihi ^^  Küçük Lahanam’ı hile ile ve cebren Body Worlds’e yolladım. Ben daha önce blogumda yazdım sanıyordum da yazmamışım. Entry’m varmış:

    Körperwelten:

    çıktığımda “beden bağışı nerdendi?” diye sorasımın geldiği * sergi. insan eski mısır’daki mumyalara ve reankarnasyona olan inancı anlıyor. abiler/ablalar dokunsan “şş dürtme lan” diyecekler gibi geldi bir an.

    phyromane

    Muhteşem bir deneyimdi ve uzun süre etkisinde kalmıştım. Hala da bulduğum her akıllı mantıklı insanı o

    sergiye göndermeye çalışıyorum. Physical Antropology aşkım canlanıyor. İnsan bedeni mükemmel bir sanat eseri. Mühendislik eseri. Her şey eseri. Saygıyla şapka çıkarıyorum.

    Daha önce duymamış olanlar için minik bilgi:

    Gunther von Hagens diye Alman bir amca, plastinasyon diye kimyasal bir yöntemle yeni bir tip mumyalama yöntemi geliştiriyor ve kadavraları böyle 1 yılda mumyalanıyor. Bedenleri yağdan arındırdığı için gayet gerçekçi bir şekilde bütün organ, kas, damar ve sinir sistemleri korunmuş oluyor. Yanda bir saksafon çalan abi görebilirsiniz.

    Öyle korkunç falan değil, gayet büyüleyici. Herhangi bir koku yok ve insan cesetlerin arasında değil, plastikten heykellerin arasında geziyor gibi geliyor.

    PS: Ben geçen hafta tatile çıkıyorum derken içerisinde bir “İstifa ettim!” de barınıyordu…  Moreclick’le hiç bir ilgi ve alakam kalmadı. Duyurulur!


     
  • tatil zamanı!

    Çok yorulmuştum vakti geldi artık. Bir süreliğine minik bir tatile çıkıyorum. 13 aydır hem bedenim hem de ruhum yorulmuştu. Mezun olur olmaz çalışmaya başlamak iyi bir fikir değilmiş…

    Şimdi çektiğim bütün sıkıntıların acısını uyuyarak, yüzerek, kitap okuyarak ve “kendim” için faydalı şeyler yaparak çıkaracağım. Fotoğraflarıma geri döneceğim.

    Hedef, MBA! Hedef, Marka Yönetimi ve Stratejik Pazarlama!