Helölöy…

Geçen hafta çok güzel başladı… Sonra aniden bombok oldu ve aynen öyle devam ediyor. Evde artık nefes alamıyorum, kişisel bir alanım olmadığı için her gün ben ölüyorum. Ben zaten diyordum bu kadın beni gömecek diye, az kaldı. O kadar yorgun, asabi ve tahammülsüzüm ki son zamanlarda, her şey batıyor. Bir şeyler ters gitmeye başlayınca gerisi geliyor zaten. Pazartesi günü fena değildi ama kafama bu yaz da tatil yapamayacağım gerçeğiyle yüzleştim. Analytics projesi bitince 2 gün için izin alabilir miyim acaba diyordum, fakat izin alabilmek gibi bir olasılığım yokmuş. Neyse… Pazartesiden moralsizken, salı günü yeni ofis yeri bakmaya Koşuyolu’na geçtik. Bir villa gördük ki, ooof oof! Muhteşem. Gaza geldik hemen tutalım edelim diye. Plan yapıyoruz kafamızdan, şöyle gider geliriz, vs. Sonra eve dönerken Ufuk’u aradım, mini hayallerimi 1239871932719. defa tekrarladım. “Ev de tutarız belki Betty’lerin orda, hem işe yakın olur” diye. Böyle hayal kurmaktan fena havalanmışım geldim eve. Ben arabayı istiyorum artık, taşınıyoruz zaten diye bir kendime güvenle arabayı istedim. Tabii ki bu konuşmanın sonu yine “kendi evim kendi hayatıma” geldi ve öyle bir şeyim olamayacağı tekrar kafama “DANK!” ettirildi. Bu öyle bir “dank” ki, sanki bütün hızınızla koşarken kafanızı bir mermere çarpmak gibi… Ya da 2. kattan sırt üstü düşmek ve ciğerlerinizdeki bütün havanın boşalması gibi… O kadar acıtıcı ki, ilk önce algılayamıyorsunuz. Neyse ben böyle bombok olmuşken Ufuk aradı. “Ben İzmir’e gidiyorum” dedi. Şimdi hakkını yemeyeyim “Gidebilir miyim?” dedi. Tıpkı, dışarıda bir sürü arkadaşı oyun oynarken “Sokağa çıkabilir miyim anne?” diye soran çocuk gibiydi. Hayır diyemedim, zaten diyebilecek bir hakkım da yok.  Ayrıca salı akşamı gitmeseydi zaten cuma günü gidecekti.

Çarşamba, perşembe, cuma geçiverdi işte bir şekilde. Yine evde nefes alamayarak ve mütemadiyen Ufuk’u özleyerek. Çarşamba gecesi Sinem’e mini bir veda yaptık. Perşembe gecesi de Aşk-ı Memnu’nun sonuydu. Bihter’e hiç üzülmedim. Gerçi Beren Saat’in oyunculuğu muhteşemdi. Yakın zamanda ben de öyle delirebilirim. İntihar etmek gibi bir gerzeklik yapmam tabii ama delirmek ve bir süre tımarhanede kafa dinlemek güzel olabilir. [Bu son yazdıklarımdan sonra psikolojimin sağlam olmadığı aşikar herhalde?] Hmm, tımarhane kalp kalp kalp :) O kadar yorgunum ki her türlü şey bana bir dinlenme fırsatı olarak gözüküyor. Survivor adasına bile büyük bir özlemle bakıyorum…

Neyse, dün de işe gittim geldim. Sonra Sevcan’la Ortaköy fotoğrafları çekmeye çalıştık. Çalıştık diyorum çünkü o yeni makinesini ayarlaya(ma)maktan bir şey çekemedi, ben de sanırım içim çok kırık olduğu içim modumda değildim. Gene de fena olmayan 1-2 şey çekebilmişim. Çok güzel pisi fotoğrafları çekiyorum, biraz gaza getirilirsem açarım valla bir sergi. Cidden bak. Dünden meraklı 2 pisiyi yanda görebilirsiniz. Çok ham hali, hiç bir oynama yok. Bu arada geçen yazım ve fotoğrafım Mey’in organizasyonu olan bir sergiye gidiyor ^^

Dün o kadar dolandıktan sonra Humanist’in evinde bir mangal partisi vardı oraya gidip soluklandım biraz. İki bira içip mangaldan bir sürü et aşırdıktan sonra eve yürüdüm. Dün yine çılgınca yürüdüm bu arada. (Maps’ten hesapladım yaklaşık 15km civarı…) Ben yürümeyi çok seviyorum, kafamı toparlamama yardımcı oluyor. Neyse eve geldim küt bir arıza daha çıktı. Yine ağlayarak uyudum. Geçen hafta ağlamadan uyuduğum gün olmadı zaten. Ağlamaktan da sıkıldım kendimden de sıkıldım. Ortalama bir emo benden daha az ağlıyordur eminim. Sabah yataktan çıkasım gelmedi, zaten bütün günü yatay geçirdim. Mütemadiyen telefonun saatine baktım, dakikaları nasıl değişiyor diye izledim. Ufuk’un gelmesine kaç dakika kaldı diye hesapladım, birer birer dakikalar azaldıkça sevindim falan. Ufuk İstanbul’a dönünce bisikletle gelip bana el sallayacaktı. Ufuk’un geldiğini hayal ettim, koşarak merdivenlerden indiğimi ve ona sarıldığımı… Sonra Ufuk aradı, yorgunum başım şimdiden ağrıyor dedi. Gelme dedim ben de. 2 dakika romantik olucaz diye çocuğa işkence etmenin anlamı yok. Hem o gece bisiklete bindiğinde benim aklım kalıyor. Neyse 1 buçuk saat görüşeceğiz yarın akşam. Salı ve çarşamba akşamları mutlaka gitmem gereken toplantılarım var. Perşembe günü eğer Ufuk’un da bir manisi yoksa görüşürüz. Sonra o Giresun’a gidecek bir kaç hafta da yok. O arada da ben özlemekten ölmezsem bir çok şey yoluna girecek umarım.

Bu arada mali problemlerimi halletmeyi düşünüyorum. IMF’den beter tasarruf paketleri hazırladım kendime! 3 ay kuyruğumu sıkarsam düzlüğe çıkacağım inşallah. Elimde az bir para olsa daha rahat hissedeceğim kendimi. Her ne kadar küfretsem ve göz ardı etmeye çalışsam da para diye bir gerçek var. Survivor başladı, gidip onu izleyeyim ben.