İstanbul, adaya giderken hiç özlemediğim yerdir.
Haz 20
Hava yine sıcak ve pazar pazar İstanbul’da tıkılı kaldım. Sevmiyorum seni İstanbul, sıcak ve yapış yapış oluşunu, aşırı kalabalık oluşunu, insanlarının saygısızlığını sevmiyorum. Ne ironiktir ki benim İstanbul’dan saymadığım ve benim için huzurla eş anlamlı olan yer, Ada’m, İstanbul’un bir ilçesi sayılıyor… Oysa, İstanbul’dan o kadar uzak ve o kadar farklı ki!
Ada’da huzur var, sakinlik var… Her ne kadar pazarları İstanbul’dan akan çeşitli kabileler tarafından çekilmez hale getirilse de adanın havası, suyu, kokusu bile başka. Şimdi adada olsaydım, denizden yeni çıkıyor olurdum. Hatta haftasonum aynen şöyle olurdu:
Cuma akşamı adaya gelen Birge, haftanın yorgunluğunu bir kaç birayla ve haftalık dedikodularla atar. Sonrasında saat 12 gibi uykuya dalar. Cumartesi sabahı 11 gibi uyanıp, mini bir brunch yaptıktan sonra denize koşar. Bütün sinirini, asabiyetini ve huysuzluğunu Marmara Denizi’nin tuzlu sularına gömen Birge artık akşamki rakı balık için hazırdır. Bütün ekip toplanır, kadehler birer birer yuvarlanırken cumartesi pazara devrilir. Gün ışıldamaya yakınken kahramanımız pelte gibi eve döner, yatar uyur. Sonra pazar günü İstanbul’dan gelen piknikçilere tahammül edemeyerek ya hızlı hızlı denize kaçar ya da evde uyuklar.
İstanbul’u sevmiyorum, sevemeyeceğim. Evet, belki dünyanın en muhteşem, en köklü, en canlı kentlerinden biri ama pislikleri bana daha çok batıyor. İstanbul insanlara yakıcı bir hırs aşılıyor. İstanbul masallarda, sonsuzca sunulan güzellikler gibi. Fakat kimse alçak gönüllülük yapmadığından, ihtiyacı olanı alıp bırakmadığından o güzellikler pisliğe dönüşüyor. İstanbul’a küsüm. İstanbul’u bu hale getirenlere kızgınım. Adaya hala taşınamadığım içinse inanılmaz üzgünüm.
Bu fotoğrafı geçen yıl bu vakitlerde çektim. Sıcak ve baygın bir İstanbul gününden, Bostancı’dan vapura atlayıp adaya dönerken. Ankara için, tek güzel yanı İstanbul’a dönmesi demişler. Benim için de İstanbul’un tek güzel yanı beni Ada’ya ulaştıracak limanlarının olması…


valla büyükada’yı gayet ayrı tutmak lazım heybeli’den.
pazar günü o nasıl bir mahşeri kalabalık, o nasıl bir insan seli, kelimelerle anlatmak mümkün değil. heybeli’ye gelen kabilelerin toplamıyla karşılaştırmaya imkan dahi yok.
sanki büyükada çarşısı’nda her pazar miting var :))