Dün gece kaldığımız yerden devam!
Evet, Softcom’a Community Manager olarak başladım. Fakat onun ne olduğu konusunda hiç bir fikrim yoktu :) Tabii ki elimde bir iş tanımım vardı ama daha önce bu konuda bir deneyimim yoktu. Genel olarak yaptığım işi, “myhosting”, “myhosting.com.tr”, “mail2web” ve “Softcom” markaları internet üzerinde herhangi bir yerde zikredildiği anda orada bitivermek kullanıcı istek, öneri ve şikayetlerine müdehale etmek, her gün düzenli olarak markalara ait forumların moderatörlüğünü yapmak ve kurumsal blog yazıları yazmaktı. Yaklaşık 8 ay boyunca hemen hemen her gün ortalama 2 kurumsal blog yazısı yazarak geniş bir içerik oluşturdum. Tabii Softcom’un uluslararası myhosting ve mail2web markaları için benden başka blogger arkadaşlar da vardı. Benden yaklaşık 3 ay sonra işe başlayan Social Media Specialist’imiz Melissa Smich’in de bloglar ve sosyal ağlar üzerinde harikalar yarattığını da belirtmek isterim.
Daha sonra daha.net markasının yaratılma sürecinde de çok aktif rol aldım. daha.net blog’un ayağa kaldırılması ve “demanding media” projesinin de başlangıcını yaptığımı da belirterek övüneyim. daha.net şimdi iş kategorisinde BÖ!’de yarışıyormuş, yolu açık olsun! [İnsanın doğru yaptığı işlerin alıp yürümesi, daha sonrasında ondan keyif alması ne kadar güzel size anlatamam :) ] Bu sırada Softcom Aş’de de ufaktan pazarlama faaliyetlerinin içerisine girmiştim. Medya planlaması, bütçelenmesi ve operasyonlarını elimden geldiğince yapmaya çalışıyordum. Ayrıca bir gazla acaba Adwords Sertifikası alsam mı diye debelenip, tam sınava girecekken de vazgeçmiştim. Dört bir koldan kendimi geliştirmeye parçalanıyordum.
Bu arada community management görevimin içerisine daha.net’in sosyal medya takibi de dahil olmuştu. Bu yüzden bir çok yer beni ve daha.net’i beraber tanıdı. Likemind’lara, Webrazzi Gündem toplantılarına vs gittiğimde insanlar beni “Aaa daha.net değil misin sen?!” diye sorarlardı. Markayı bu kadar iyi ve pozitif temsil etmek her yiğidin harcı değildir diye biraz daha böbürleneyim :) Şimdi, daha.net’le Özgür Akman da muhteşem bir iş çıkartıyor. Kendisini buradan bir kez daha tebrik edeyim :)))
Neyse , bu yaptıklarım bana yetmedi. Ocak ayı gibi artık öğrenebileceğim kadarını öğrendiğime karar verip yuvadan uçma talimleri yapmaya başladım… Bir kaç firmaya başvurdum. Bir kısmına sadece geyik olsun diye email attım. Aralarından geri dönenler oldu, bir kaç tanesiyle anlaşma aşamasına geldim fakat bana fazla bir şey katmayacaklarını farkettiğim için vazgeçtiklerim oldu. Tek bir firma beni almadı, o da zaten mobil platformlardaki reklamlar üzerine çalışan, satış bölümüne asistan arayan bir firmaydı. Açıkçası çok da üzülmedim, haydi hayırlısı dedim.
Bu arada başıma enteresan şeyler gelmedi değil. Bundan sonra X firması olarak bahsedeceğim, İzmir’de Adwords işi yapan bir firma sosyal medya uzmanı arıyoruz diye bir ilan vermişti. Şimdiye kadar kendime hiç sosyal medya uzmanı demedim, zaten bunu demem de, fakat şeytan yine bir dürtükledi beni… Ne firması olduklarına bile dikkat etmeden, ”Ha İzmir ha İstanbul. Sosyal medya her yerden yapılır. Zaten ben de benzer bir iş yapıyorum. Beni işe alın” minvalinde bir başvuru yaptım. Ucuna da CV’mi iliştirdim.
Sonra da bu başvuruyu unuttum. Bir kaç gün sonra Gmail’ime [seni seviyorum Google], bir e posta düştü. Şirketin ortaklarından birisi bütün başvuruları değerlendirdiklerini ve İstanbul’da olmama rağmen öncelikle benimle çalışmak istediklerini belirten, İzmir’e iş görüşmesine gelip gelemeyeceğimi soran bir email atmıştı. Ben de onlara telefonumu verdim ve telefonda birazcık iş üzerine konuştuk. Kendilerine İstanbul’dan vazgeçmeyeceğimi, home office çalışıp belirli periyodlarla İzmir’e gelebileceğimi anlattım. Peki o zaman biz başka adayları da dinleyelim, size geri döneriz dendi. Aradan yine belli bir vakit geçti ve yine aynı firmadan “Biz bütün adaylarla görüştük. Öncelikli olarak İstanbul’da olmana rağmen seninle çalışmak istiyoruz. Çalışma şartlarımız şunlar şunlar şunlardır…” diye bir email geldi. Telefonda konuştuğumuzdan çok farklı (ve düşük) bir maaş teklifinin yanında beni beynimden vurmuşa dönen aynen şu paragraf vardı. [Gmail ile size gelen epostaları silmeyin ;) ]
7.Rakip firmalardaki kişilerin sosyal ağlardaki yazılarının takibi ve çeşitli karalama faaliyetlerinin tespiti ve buna karşı XXXX yi savunucu her türlü cevabın bloglarımızda verilmesi. Örnek olarak şu blogu inceleyebilirsin.
http://www.cigdemozkan.net/blog/pazarlama-yalanlari/
Aaa? Nasıl yani?? Çiğdem Özkan’ı FF’ten tanıyordum, az da olsa muhabbetimiz vardı. Gerçi ne iş yaptığını bilmiyordum fakat düzgün birine benziyordu. Linke tıkladım ve yazıyı okudum… Yazıda firmanın ismi direk olarak geçmiyordu. Ayrıca yazıda bahsedilen şeyler son derece DOĞRU ve MANTIKLIydı. Bunu sahip olduğum az ve öz Adwords ve ”Google” bilgisiyle ben anlayabiliyordum.
İşte tam bu yüzden ben o İzmir’deki X firması ile çalışmaktan vazgeçtim. Zira DOĞRU olduğuna inandığım bir şeyi “YANLIŞ” diye karalamak ETİK değerlerime TERS düşüyordu. Ayrıca bana hedef olarak gösterilen yer kurumsal bir şirket blogu değil, tamamen kişisel bir blogtu. Bir kimseye, bir markanın adı altına saklanıp bir saldırıda bulunmak ne “sosyal medya uzmanlığı” sıfatına, ne de iş etiğine sığar. Böyle bir şey yapmayı ben kendime de ayrıca yediremem.
Kendilerine aşağıda gördüğünüz cevabı verip tekliflerini reddettim.
Ayrıca daha sonra Çiğdem Özkan’a da olaydan açık ve net bir şekilde bahsettim. Çünkü arkasından iş çeviren firmalara karşı kendisini uyarmak istedim. Bu tatsız olay vesilesiyle aramızda iyi bir güven bağı kuruldu. Zaten Çiğdem Özkan benim yeni bir iş arayışı içerisinde olduğumu biliyordu ve bana MoreClick’te çalışmamı teklif etti. Ben de kabul ettim. Çünkü Çiğdem Özkan bana, eğitimime ve yeteneklerime uygun bir iş teklif etmişti. Bu arada minik bir entre parantez açıp, İpek Aral Kişioğlu ‘na teşekkür etmek istiyorum. Bir işten istifa edilirken nasıl davranılması konusunda bana çok güzel ve kibar bir şekilde en doğru yolu gösterdiği için… İnsan ilişkileri ve insan kaynakları da çok özel bir iş ve layıkıyla yapılması gerekiyor ve kendisi bu işin profesyonellerinden.
Şimdi MoreClick’e geçtim ve burada “Yönetici Asistanı” sıfatı ile çalışıyorum. ArGe faaliyetlerinden, yeni projelerin yürütülmesinden, operasyonel yönetimden, pazarlama faaliyetlerinden ve CRM’den sorumluyum. İleride gelişen projelerle yaptığım işlerin de gelişeceğinin farkındayım. Ayrıca ben de gelişeceğim. Daha alınması gereken çok sertifika, okunması gereken çok kitap, katılınması gereken çok eğitim var.
İnsan kendi kaderini kendi çiziyor. Ben gaza gelip Softcom’a “Beni işe alın” demeseydim veya XXX firmasının teklifini kabul etseydim şu anda bu kadar mutlu çalışıyor olmayacaktım.
İş bu son 2 yazıdan çıkacak dersler;
1. Bazen deli cesareti iyi bir şeydir. Özellikle kaybedecek bir şeyiniz yoksa.
2. Evet, kader diye bir şey var ama fırsatları değerlendirmek daha önemlidir.
3. Hayatta karşınıza çıkan her şey ve herkes dürüst değildir. Sizi kullanmalarına izin vermeyin. Daha sonra lekesi size yapışır, temizlemeniz zor olur.
4. Güzel işler, güzel şeylerle döner.
5. Karma diye bir şey harbiden var :))
6. (Deyim araştırmayı sevenlere gelsin) Güneş balçıkla sıvanmaz.





