Gri ve kahverengi bir pazar, tıpkı Mary and Max gibi…
Ağu 22
Dışarıdan bakan birisi için oldukça depresif gözükebilecek bir haldeyim. Yatağımın içerisinde oturuyorum, sırtımda kedim uyuyor ve önümde bir kavanoz nutellanın kırıntıları var. Bir de zaman zaman durup burnumu çekiyorum.
Oysaki ki sabah çok güzel başlamıştı!
Dün gece saat 21.30′da uyuyup bu sabah saat 11.30′da kalkarak son zamanlarımın uyuma rekorunu kırmanın tadını çıkarıyordum. Rüyamda, Mısır firavunu Uf-Uk’a sağlıklı bir erkek evlat verdiğim için firavuniçe tacımı takmıştım. Fakat adada (ki aslında orası eski Mısır’dı) meydana gelen bir takım seri cinayeteri çözmeye çalışıyordum. İnsanlar evlerinin balkonundan suratlarına V for Vendetta maskeleriyle aşağı itiliyorlardı.
Tam cinayetleri çözecekken kronikleşen sırt ağrım ve aniden gelen çişim beni uyandırdı. Sonra kalkıp gazetelerin pazar eklerini karıştırdım, aynaya bakıp kendimi şişman ve çirkin buldum. Alışveriş yapsam geçer mi acaba diye düşünürken bilgisayarın başına geçtim. FF’i ve sözlük’ü kurcalayıp geçen çarşamba günü indirdiğim Mary and Max’ı izlemeye karar verdim.
Ağlıyorum hala… Ben yaptım siz de yapın. Çok naif, çok “şirin” ve çok depresif. Yalnızlığın, arkadaşsızlığın, aşık olunan Yunan erkeklerinin hep gay çıkmasının ve deliliğin animasyonu. Daha doğrusu stop motion’ı. Çok çok ince detaylar var; bilimadamı salyangozlar, Breakfast at Tiffany’s, Cher, Boy George ve çikolata gibi.
Fazla spoiler vermemeye çalışıyorum, o yüzden böyle gıdım gıdım yazdım. Bu arada sabah aynaya baktığımda her sabah bir Mary gördüğümü farkettim. Ayrıca yalnız çocukluğu ve aile yapısıyla da anneme benzettim Mary’i. Hepimiz biraz Mary biraz Max olsak, hayat daha basit olurdu sanki?
Şimdi gidip Iron Man izleyeyim…
Ps: Bu filmi izlemek çikolataya saldırtıyor.
Pss: Silahsızlandırmayla ilgili bir şeyler yazmak vardı aklımda, kısmet değilmiş. Yine de minik not düşeyim dedim.
Psss: Harbiden yağmur yağınca kuzular çeker mi?
Pssss: Pastafaryanları kim yumurtluyor? Korsanlar mı?

