• Ben küçükken çok normaldim!

    Şimdi büyüdüm ve kayışlar koptu :) Evet, aynen öyle oldu! Eskiden şeker, bal gibi bir insandım. Böyle gayet sakin, sessiz, uslu… Şimdi nooldu? Birge asabi oldu. Yolda yürürken kesin birisini dövmeye çalışırken başıma bir şey gelecek. Gazetenin 3. sayfa haberi olarak 15 dakikalığına ünlü olacağım. “25 yaşındaki B.E.B kendisine sözle tacizde bulunan adamın penisini keserek adama yedirdi.” veya “İsmi öğrenilemeyen genç kadın dehşet saçtı. Ülkemizde turist olarak bulunan Arap Mohammed Ayva’nın 3 karısı ve 17 çocuğunu katanayla parça pinçik eden Kill Bill’in gelini lakaplı kadın aranıyor. İnsanların kanıyla denizotobüsünün duvarlarına “Ciyaklamayın ulaaaaan” yazan kadın için emniyet müdürlüğü alarma geçti.”

    Bak en güzel şey olurdu sanırım “Birge Elif Basık, “İnsanlara dayanamıyorum artık!!!” diye cinnet geçirdi. Elindeki kızılcık sopasıyla Mecidiyeköy meydanında her ter kokan insanın kafasını kıran genç kadın ancak boğaları sakinleştiren iğneyle vurularak zaptedilebildi.”

    Neyse, sakinim ben. Son zamanlarda artan asabiyetimin nedeni olarak bu hayvani sıcakları birinci planda görüyorum. Ayrıca her gün adadan işe gidip geldiğim için de normalde karşılaştığımdan daha fazla insanla karşılaşıyorum. Bunların yanında bir de hala geçmemiş olan başdönmem var ki o daha bir evlere şenlik. Bir gün de gelip bloguma “Ay ne neşeliyim, ölüyorum mutluluktan, sakinim, kelebekler böcükler oleeeey!” yazayım. Ama olmuyor anacım, bu aralar hep bir sinir stress.

    Neyse, klasik yaşlılar gibi yapayım, anılarımı anlatayım. Yıllar yıllar önce, şipşirin ve hafif puslu bir martta pazar sabahı dünyaya gözlerini açan ben, hayata daha ilk günden bir gol atarak başladım. Zira önce doğamıyordum. Ben tam anacığımın karnında ölmek üzereyken doktor amca annemi aniden yarmak suretiyle beni hayata tutunduruyor. Bendeki de tutuş o tutuş…

    İnanılmaz sevimliyim böyle, burnum basık doğuyor diye babam korkmuş gerçi. Neyse zaman geçiyor, ben büyüyorum. Bir de bakıyorlar, sevimli olduğu kadar da zeki çıkıyor bu sıpa. Yanda benim muhteşem bir portremi görebilirsiniz. Bu fotoğrafın çekilmesinin akabinde emziğimi bebek balıklara atmışım. Bu arada 11 aylıkken hem konuşup hem yürüdüğümü de eklemek istiyorum. Eşek kadar çocuk ol sen, bir de ağzında emzik. Haa ehuehue, bu arada zekiyim falan diyorum ama 7 yaşına kadar da sütü biberondan içmem de bir moronluk örneği sanırım. Gerçi bu konuda da yalnız değilmişim, Barış diye bir erkek arkadaşım vardı bir zamanlar, o da öyle yapmış(mış). Beni yemiş de olabilir…

    Neyse, efendim gel zaman git zaman büyüyorum işte. 4 yaşındayken ansiklopediden anneme koalayı öğretiyorum. Bunun sebebi de o yaşta en büyük eğlencemin ansiklopedi karıştırmak olması. Oturuyorum ciltleri ezberliyorum… [Ps. okumayı bilip bilmediğim belli değil sanırım bilinçaltımdan falan biliyorum ki hiç bir cildi karıştırmıyorum.] Show TV, Reha Muhtar falan o zamanlara yetişmiş olsa kesin anahaber bültenliğim :p

    İlkokulda yine kışları über yalnız bir çocuğum. Yazın yine idare ediyoruz, Selçuk var, o da benim gibi deli. Yerlere tebeşirle uzay gemileri çiziyoruz sürekli. Vö-i Vö-i diye uzaylılardan kaçıyoruz. Selçuk da geçen hafta evlendi, buradan mutlulular dileyeyim. Neyse, kışın yapayalnızım :( Böyle kendi kendime gardrobumun içerisine girip fenerle kitap okuyorum. Favorilerim Çehov, Tolstoy ve Edgar Allen Poe.. Gardrobumun adı “Kurt İni”. Yalnız bir kurt olarak vakarla çekiliyorum yuvama :P (Allah’ım ne şapşalmışım!) Gardroumun içinde ninja kaplumbağalarım, içerisinde Tschaikovski’den Fındıkkıran bale süitleri kasedinin olduğu minik teyp, fenerim, dikiş setim ve kitaplarım var. Yaklaşık 3 kış falan orada yaşadım ben. Sonra zaten CAL’a başladım, sorunlu ergenliğim başladı. O da apayrı bir hikaye. Arkası yarın modunda yazacağım :)

    Neyse, dediğim gibi çocukken normaldim ben. Sonradan delirdim.

     
  • Blogumda özgürce yazı yazabilmek için…

    Ben birazdan Ada’dan İstanbul’a iniyorum. Susturulmamak için yürümeye… Siz de gelin!

     
  • Ada, kahve, geçen günler, sıcak ve şimdi haberler!

    Elçin’le denizotobüsündeyiz. Simdi Büyükada’ya yanasiyoruz. Yani yazimin bir kismini tamamlayabilirim. Elçin yanimda telefonumda oyun oynuyor, ben de kocaman bir HT gazetesi bitirdim. Uzun süredir yazmamistim, firsat bulmusken neler oldu bitti yazayim.
    Hmm, Ufuk Giresun’a gitti. 2 haftadir oradaydi, simdi geri dönmek için o da normal bir otobüse bindi. Yarin sabah Istanbul’da olacak ve sonra hemen adaya benim yanima gelecek. Denize girecegiz :)
    2 hafta önce Ufuk gitmeden de adaya gelmisti, denize falan girmistik. Ben de hayatimda ilk defa yengeç gibi yandim :( Kipkirmizi dolastim sonra da soyulmaya basladim. Geçen hafta cumartesi pazar yagmurluydu gitmedim kulübe. Arghhh! Geçen gitmemden 11 lira borcum var pastaneye yarin da ödemezsem çok ayip olacak :’/
    Hüyfs. Bu ay da param bitti. Ama bu sefer benim çok fazla bir suçum yok sayilir. Aktif araba kullanabilmem için bir hoca tutup trafige çiktim, maasimin yarisini oraya gömdüm. Sonra geçen gün basim çok dönüyor ve ensem agriyor diye tirsip (2007′de felç geçirdimdi de… sabikaliyim yani :P ) hastaneye gittim. MR falan derken maasimdan kalan öteki yariyi da buraya gömdüm. Ayin 16′si itibariyle cebimde 8 lira kaldi. Bu ay annemlerin yardimina muhtacim.
    Neyse, adaya tamamen tasindim. Artik Elçin’le beraber gidip geliyoruz. Sabahlari 7.35 vapuruyla iniyoruz, aksam da kosa kosa 19.00 denizotobüsüne yetisiyoruz. Adanin ve adalarin halini ayri bir blog yazisiyla yazacagim. Hatta sosyal medyanin ve klasik medyanin gücünü kullanarak bazi sorunlara çözüm bulmak için de elimden geleni yapacagim!
    Son bomba da MoreClick cephesinden geliyor. Ta-si-ni-yo-ruz! Çok cici yeni bir ofisimiz olacak, bi sürü bisürübisürü güzel seyler alacagiz oraya. Isin en güzel kismi da artik klimamizin olacak olmasi :) Birer tane vantilatör aldik ama hala çilginca sicak. Agustos 15 gibi tasinacagiz, o zaman da zaten havalar yavas yavas serinlemeye baslayacaktir diye umuyorum.
    Hmmm, unuttugum neler var? Hmmmmmmm…. Pazar günü bizim hesap yönetiminden Sinan evleniyor, geçen hafta da adadan Selçuk evlendi. Hala evlilikler çilgin bir hizla devam ediyor, millet yavruluyor. Sanirim alistim fakat. Argh, araplar bindi simdi büyükadadan. O kadar kötü kokuyorlar ki anlatamam. Her aksam büyükada-heybeli arasi midem altüst oluyor. Ramazan gelince arap turist sayisinda azalma bekliyorum.
    ————-
    Neyse aradan yaklaşık 1 buçuk saat geçti, ben de eve geldim. Yemek yedik, bir de kahve pişirdim. Yanına Beyaz Mochalı Hare koyduk, mmm çok güzel oldu. Baileys gibi. Uzun süredir ilk defa ailecek oturduk sofrada, yemekten sonra kahve içtik. Bu aralar pek bir aile saadeti içerisindeyiz, hayretlerim şaşkın. ER açık tv’de. Eskiden pek severdim de şimdi büsbütün kaçırmışım. Full House’da oynayan dayı, doktor olarak gelmiş. Adam hala taş gibi. 40 yaşının üzerinde olduğunu tahmin ediyorum. Üşenmesem Google’dan bakacağım da tembellik kötü bir şey.
    Bir de Doctor WHO başlamış. Bütün dizileri kaçırıyorum :(
    Neyse biraz dışarı çıkıp insan içerisine karışayım. Adanın tadını çıkarayım!
    PS: Çok pis fena gümbürdeyerek gelen 2 projem var.
    PS2: Uf geliyor oley oley oley!
    PS3: John Stamos, 63 lüymüş.  Resmen salyalarım aktı resmi görünce… Şarap mübarek… :P

     

This site is protected with Urban Giraffe's plugin 'HTML Purified' and Edward Z. Yang's Powered by HTML Purifier. 1613 items have been purified.